Geçen güne,
geceye sığdırdığın onca şeyin beyin denen düşünce deposunda biriktirmen ne
kadar büyük bir yük.
Her güne
başladığında zorunlu olmadan yapabildiğin aklında biriktirdiğin özgürlüğüne ne
oldu?
Özgürlük
denen dikenli telin aklında kan kırmızı duruşunun pembeleştiği zaman
yumuşuyorsun. Birer yumru görünümüyle amorf biçimlerin beyninin kıvrımları
arasında daha düzgün bir halde ortaya çıkmak istemeleri de bir başka biçim Fikirlerin
sıkıyor Beynini ellerin istemiyor artık komutları şaşkın, kalıyorsun Duruyorsun.
Aklını alan neyse sadece o kalıyor, o bakıyor, onun gözünde görüyor nefes
alıyor gülümsüyorsun sen, sen değilsin ARTIK!
Aylardan
Mayıs Deryadil yokuşundan çıkıyorum sağda açık bir alan vardır meşhur Şişli
gecekonduları Şehrin orta yerinde bir gettodur.Bir dar yamaçdan oraya inersin
.arada ağaçlar bitkiler vardır.Mesela şakayıklar, leylaklar nasıl güzel koku
verirler Mayıs da sarhoş ederler seni. O kadar sıkıcı şeyin arasında en
doğalından nefis bir koku seni rahatlatır. Dinginleştirir. Umutlandırır.
İçine
çektiğin o insanı hoş eden kokunun inandığın şekli ile geçeklerden seni
koparmasına izin verdin. YA DA İSTEDİN! Sonuçlarını düşünmeden, en özgür
halinle şakayığın kokusu senin o yamru yumru beyninde sıkışan kavram kargaşalarının
arasına sızıverdi bir anda. Patladı. Durdun. Kafanı kaldırdığında mavi
gökyüzünü, bulutları, uçan kuşları uçağı bile fark ettin.
Uzun bir
yolculuğa çıkacağın zaman ardında bıraktıkların seni özleyeceklerdir. Ama sen,
özgürlüğüne karıştırdığın şakayıkların kokusu ile inandığın kendi şeridinde
yürümeye başlayacak, o sarhoşluğun ile epey bir yol alacak, duraksadığın her
anında bir ömür içerisinde daha önce hiç ŞAKAYIK koklamadığını bu kokunun seni
daha özgürleştirdiğini anladığında acabaların bitecektir.
22-Mart –Erenköy
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder