16 Mayıs 2013 Perşembe

ASSOS' DA TROY OTEL‏



Öğlen saatlerinde İstanbul dan otobüs ile yola çıktım.ASSOS a gidiyorum.Daha önce vardığım bu alan ın hiç görmediğim KADIRGA KOYUNA.Yirmi beş yıldır, hiç görüşemediğim ama unutmadığım öğrencim Yasemin Özgün ün daveti üzerine yollardayım.Yasemin ASSOS KADIRGA KOYUNDA yer alan TROY OTEL in işletmecisi.
Her yazanın:  Aman şu kent in yorucu ortamından sıyrılmak için, çok bunaldım insanlardan kaçmam lazım, Ülkemde yaşanan her şey çok olumsuz  bunaldım, BİR YERLERE KAÇAYIM HATTA KAÇTIM VE BULDUM  dediklerini biliyorsunuz dur.Benim bu kaygılarım yok. KEŞFETMEK VE SEVDİKLERİMLE OLMAK BİRİNCİ DEĞERİM. Sıkıldın ise tamamen farklı bir yaşamı ve yalnız mücadeleyi seçmek cesaretini kaç kişi  gösterebilir  ? .İş  güç ekmek derdi hangi ortamda seninle buluşuyorsa orada çalışır sın elbette ancak bir karar alıp geç yaşında 30 yaşının baharın da dünyanın en harikası YER de olsa ıssız ve sosyal yaşamdan uzak oldukça yorucu ve zahmetli bir işletmeciliği üstlenmek gerçekten takdir edilecek bir azim . Yaseminim bunu 8 yılda başarmış seçtiği o muhteşem doğa harikası KADIRGA KOYUNDA  yer alan TROY OTELİ Nİ sahibi, RUHİ bey ile birlikte tam bir titizlikle çevrenin koşullarına saygılı sevimli sevecen duruma getirerek en yaşanılacak bir halde BİZLERE sunmuşlar.Denize sıfır konumda, meyve ağaçları arasında girişinde asmanın sardığı bir  cafe:  ÜZÜM CAFE size merhaba diyor.
Assos un kendine özgü taşlarından yapılmış merdivenlerinde çıkarken basmaya kıyamıyorsunuz. El işçiliği  tamamen. Hele yer,  yer işlenmiş taş duvarlar da  kuşlara  yuvalar bile düşünülmüş. , ardından birde iğde kokuları içerisinde saf oksijenle buluşmanın muhteşemliğini yaşıyorsunuz.
İlk kaldığım gece aniden uyanıyorum. Balkona çıkıyorum denizin üzerinde bir kırmızı ışık gördüğümde şaşkınlığım başımı kaldırdığım anda dev kocaman bir hilal şeklindeki AYIN SİZİ BÜYÜLEYEN CANLILIĞI İLE KUCAKLAŞIYORSUNUZ.
Sessizliğin orta yerinde kıyıda deniz kenarından Assos a özgü rengarenk taşlardan toplamadan duramıyorum .  Çocukluğumdan beri topladığım taşlarıma yenileri ekleniyor. İstanbul da o taşlar sevdiklerimle paylaşılmak üzere çantama doluyor.Bu Tülin için, Seyran ve Onur  için, Nesrin için, Rüştü için, Osman, Ege, Ömer, Baha için , diyerek…
.Temiz deniz suyunda balık sürülerini görmek,  heyecanlandırıyor . Mor çiçekler, kırmızı böceklere salyangozlara ev sahipliği yaparken, henüz şapkalarını takmamış güneşlik demirleri dimdik  mekanın bekçileriyiz buraya sizi BEKLERİZ diyor.
Kadırga koyunun  engin ve derin mavi suları yamaçlardaki yeşil makilerle buluşuyor
Son gece yatağıma uzandığımda buranın kokusunu,  yapısını özleyeceğimi bilerek, kendilerini bir muhteşem dinlenme tesisine adamış iki güzel insandan Yasemin ve Ruhiden ayrılacağım için üzülüyorum. Ne yazık ben bu cesareti neden? daha genç yaşımda gösteremediğime alıp başımı gidemediğime,  hayıflanıyorum. TROY OTEL  sizi bekler…
ASSOS- 16 MAYIS  2013

28 Nisan 2013 Pazar

YORGUN



BAĞLARBAŞI, Üsküdar ‘ın en iyi yerleşim yerlerinden dir. Yeni yaşam alanım.Onun dışında yaşayacağım sokak ve çevresindeki güler yüzlü esnafı ve yardımsever ustalarını da göz ardı edemem.

Bu gün 28 Nisan Pazar eşyalarım 4 aydır bir depoda konuk İdi. Onlar bana ben onlara kavuştum. Unuttuğum bir sürü şeyleri buldum. Sevindim. Küçük kutu gibi evime 40 yıl sığmış.4. büyük taşınmam. Eşya değil moloz diye adlandırdığım her şeyi, verdim ,  bağışladım diyordum…
  
Depoda yavrulamışlar. KOLİ DOLDU YİNE HER YER..Kıvır , zıvır diyorsun ; Atalım , hadi ama bir anı geliyor gözünün önüne gel de AT BAKALIM.

Geçici bir rahatsızlık ruhumda  Kıpırdayan,  beynimin derinliklerinde belki bir tad belki bir hoş koku duyulan…Elim ayağıma karışmış öylece bakıyorum taşıyıcıların ‘’nereye koyalım?’’ sözlerini yönetmek bile yorucu geliyor.Yardımcılarım var. Cemile Dünya tatlısı genç bir sanatçı.Narin ama bana yardıma gelmiş yükleniyor her bir şeyi. Kardeşim OSMAN ablasının KARABİBERİ oda benimle.Dolaplar yerleşiyor tek , tek açılan kolilerden geçmiş taşıyor burnumu sızlatan ,ama ağlamaya zamanım yok.Sadece az hüzün var.Çok paylaşılmış gerçek anların geride kaldığını sanma gafletini bilerek ve isteyerek yaşama bu …

Seçim kendin için Yine de bir huzur var

Yeğenim Ömer ve annesi DİLEK ve NEFİSE ABLA uğruyorlar bir ara. Komşu olduk diye seviniyor Nefise ablam.Ömer bir ara bir ıslak bez istiyor benden halacım sana yardım etmeliyim lütfen izin ver.Gülümsüyorum ÖMER daha  altı yaşında.İŞLEM GERÇEKLEŞİYOR

Yardımcım MİNNET o BENİM CANIM….

Bu arada yardım etmek için beni arayan soran tüm dostlarıma ayrı , ayrı teşekkürlerimi  sunuyorum

Hareket,  değişim , yenilik , zırvalarına da gülüyorum.Biz taşıdığımız yaşamın hamalları olarak nerde ? ve nasıl ?  olursak olalım molozlarımızla, MUTLU OLACAĞIMIZA EMİNİM.

Yeni başlayacak zamanın tüm kemiklerini sızlatan , ateşini yükselten, hafif titremeler ile sarsan , şeylerin sonu yok Bu alışma devresinin sonları artık Bilmelisin SAFİYE!

Yeni bir yerde yeniliklerle yaşama MERHABA Yeni baştan….

Bağlarbaşı  28 Nisan 2013

20 Nisan 2013 Cumartesi

ARKADAŞIM ARADI





Yolculuk gece yollar sisli ve hafif hafif yağan bir yağmur eşliğinde İstanbul dan Sinop a doğru yola çıktık

Dostlukların Yaşama katkısı vazgeçilmez bir unsurdur. Ömrünüz boyunca , eğer insan biriktirdiyseniz, O dost insanlar bir arada karşınıza çıkar yeni bir sayfa açar davet eder, paylaşır, tek başına düşünmezler. Sanatın iyileştirici ve yapıcı özelliğini evrenselleştirirler. Gayretleri , düşüncelerini birlikte uyguladıklarında daha anlam kazanacağını bilmeleridir. Yapılanların,  gençlerin ufkunu açacağını bilmelerinin yanı sıra ben yaparım en güzelini yaparım savları asla, yoktur.Güzel olan her şeyin tam olmamasıdır. Yokluktur aslı. Bunu derken İnsani değerin büyüklüğü orada yapılacakların mutfağının içindeki malzeme eksikliği ile ilintilidir. Boya azdır Fırça azdır Bez yoktur.  Kağıt azdır. AZDIR HER ŞEY! Ama o kadar kocaman genç yürekler vardır ki az çoğalır. Bu topraklar yoklukla ve paylaşımla gerçek Milli düşüncenin verdiği haz ile oluşmadı mı?

Bu yıl 15 NİSAN DÜNYA SANAT GÜNÜ  nü Sinop da , Güzel Sanatlar Lisesinde Kutladık.

Sinop İli, Türkiye’nin kuzeyinde. En sivri yarım adasında kurulmuş Tarih de bir çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış, özgün bir alan. Hala bakir.Bu alanı yok etmek isteyen sermaye guruplarına direnen güçlü yapıda insanlar topluluğu.TEK İSTEKLERİ İNSANCA YAŞAMAK VE BU HAK ONLARIN. Orada kurulmak istenen ne Termik, ne de Nükleer santrallerin o değerli toprakları bozmasına insanların ve doğanın yok olmasına izin vermeyecek kadar dirençliler….

YAŞASIN SANAT ‘IN BİRLEŞTİRİCİ  GÜCÜ, YAŞASIN SANAT!

SİNOP -17 NİSAN 2013

10 Nisan 2013 Çarşamba

KAHVE





Kendime geleli yirmidört saat olmadı.Kalktım.Az şekerli kahvemi yaptım.Her sabah zevk alarak içtiğim,Türk Kahvesi diye adlandırılan nesne, bildiğimiz çocukken zaman zaman bana da verilen el değirmeninde öğüttüğümüz, isteğe göre kavrulmuş,  hatta mangalda pişince daha güzel olduğu ispatlanmış, kahve işte.

Günün belirli zamanlarında içtiğim kahvelerin içerisinde ve her defasında fincanı ters çevirerek tabağının üzerine kapattığımız kahvenin daha sonra fincanın soğuma sı ile açılarak fincan içerisindeki şekillerin yorumlanması ile başlayan FAL  ritüelini ayrı tutuyorum.Fala inanma, fal sız kalma söylencelerine katılsamda bazen o şekillerin anlamlandırılması bana tüm akıllı düşüncelerin dışladığı mantığın kabul etmediği konuşmaları  sonuçda her zaman bir açıklaması oluyor.Olumlandırıyorum. Aslında, iç güdüsel  hissettiğim şeyler,  yada yüreğinin sesi,  ne derse o oluyor.Şimdiye kadar edindiğim  düstur, hiç bir şeyi zorlamayacaksın.Zaman ektiğini biçer.Sana sunulmuş bir anlar bütünlüğü var.İstesen de istemesen de herşeyi fark etmek,  yada görmezden gelme şansın yok. İçindesin.

SEN, yapıyorsun.Yaşıyorsun. Tüketiyorsun.Ucundan yakaladığın yaşam ipini bazen kaçırıyor hasta oluyor,gelip geçenleri seyretmekle kalıyorsun.yavaş yavaş acele etmeyi öğrendiğinde ömrünün üçte ikisi  geçmiş oluyor.Tecrübelerin, bilgi birikimlerin, gözlemlerin, değer yargıların, harmanladığın boyalara kattığın yüzeylerde yaşam buluyor. Onları sunma gayretine de düşüyorsun.ÇOĞU ZAMAN CANIN ACIYOR. Gazete ve TV lerde göz gezdirdikten sonra arkana yaslanıp bir fikir cimnastiği yapıyorsun. Düşünüyorsun. Sonra içtiğin ve kapattığın fincanını açıp, tüm olumlu yada olumsuz yazılan çizilen herşeye rağmen iç güdülerinle, yüzünde hafif bir tebessüm takınarak,  orada gördüklerinle HAYATA dair anlaşılır, sevimli, sevecen tanımlarını, KENDİNE VE YA BİR ARKADAŞINA, ANLATMAYA BAŞLIYORSUN.Kahvenin kırk yıl hatırını saymıyorum.

Kilyos-10 Nisan 2013

8 Nisan 2013 Pazartesi

KİLYOSDA ZAMAN PUSLANDI




Kilyos a gelmeyeli epey zaman olmuş.Öğretmen olarak derslerine girdiğim ilk öğrencilerimden Soma dan tanıdığım ve ayrıca çok sevdiğim öğrencilerime konuk oldum.
Sene 1978 SOMA LİNYİT LİSESİNDE Resim öğretmeni olarak göreve başladığım yıllar.Sanat tarihi ve Turizm ve kurduğum halk müziği korosu ile 40 kişiden oluşan muhteşem bir gençlik şenliğine ilk adımlar.O kurduğum Halk Müziği korosundan çok değerli gençler Ülkelerine hizmet ettiler, ediyorlar.

 Gül ve Çiğdem, şimdi arkadaşlarım.Ailenin büyük kızı Gül Üniversite sınavlarına hazırlanan, güzel kızı Tuğçe, vede reis Okan. Ama en önemlisi İTÜ mezunu mesleğinde 50 yılı geride bırakan, zamanında SOMA TERMİK SANTRAL Md. yapmış, Necdet Öner Bey ailenin direği gerçek fenomen sakin yaşamının içerisinde çocukları ve torunları ile mütevazı yaşantısında burada,
eşi Türkan Hanım ın yokluğuna rağmen YAŞAMA TUTUNMUŞ,  sağlam sağlıklı gerçek reis.Türkan hanımda tanıdığım çok özel çağdaş bir öğretmendi.Pırıl , pırıl öğrenciler yetiştirdi SOMA KURTULUŞ İLKOKULUNDA...
..Evin diğer değerlisi ÇİĞDEM İ bekliyoruz işlerini ayarlayıp bize yetişmeye çalışan...

Arkası yarın tadında bir pazar günü geçirdik dün Kilyos da.Çok erken kalkmadan öğlen vaktine doğru hazırlanan birçok çeşit ev reçellerinden tutunda Gül ün mutfağının özel çeşnileri de eklenince o sofra tam ağzımıza layık oldu.Bahçeden Okan ın yaptığı serada yetiştirdiği otlar dallarından koptu sofraya geldi.Önce ruhumuz doydu.

Sevgi, emek, anlayış, paylaşmak ne kadar güzel değerler.Burada bu paylaşımı görebilmek beni, kat be kat mutlu ediyor. Öğleden sonra benim Kilyos a gelmem şerefine herzaman yapılan Okan ın da Necdet bey den öğrendiği usul ile gerçek bir çiğ köfte hazırlıkları na başlandı.Zaman ne kadar çabuk aksa da insan olarak içinde bulunduğumuz anı en iyi yaşama gayreti o anın içindeki insanlarla renkleniyor . Bu kesin.Sevmediğin bir şeyi yapmıyorsun , zorunlu olmadığın ama paylaşırsan zenginlecek her türlü olguda canla başla paralanıyorsun. Onca hazırlıklar belkide toplasan 2 saati bulacak bir tüketim için fedarkarlıkları ona beşe katlıyor.
Telefonum çalıyor. Bakıyorum Çanakkalede Dr arkadaşım , kardeşim kadar yakın Macit arıyor.İstanbuldayım. Kadıköydeyim. Buluşalım.Kızı için gelmiş onu Yeditepe Üniversitesinde bir toplantıya bırakmış, Zamanı var..Ben Kilyosdayım.Ertesi gün için sözleşiyoruz.

Hazırlıklar sürüyor.Tekrar telefonum çalıyor. Kızım Seyran anneciğim sakın merak etme biz Onurla iyiyiz.EMEK SİNEMASI YIKILŞINI PROTESTO etmek için geldiğimiz İstiklal Caddesinde polis toplandığımız yere saldırdı. Ortalık karıştı.Biz Nike mağazasına sığındık. KEPENKLERİ KAPATTILAR İÇERİDEYİZ.O andan itibaren en iyi şeyleri düşündüğün bir güzel paylaşım anının, düzenin saçma sapan insanlık dışı davranışı yüzünden birden puslanıyor.    Oradaki insanları düşünüyorum.Sadece Saçma sapan kentsel ,rantsal dönüşüm pazarlamalrına kurban edilmesin diye, EMEK SİNEMASI YIKILMASIN diye toplanan Ulusal ve Ulusalararası sanatçı ve santseverlerin üzerine saldıran faşist düzenin sonuçları nın iyi olmasını düşünecek kadarda beynim saçmalamaya başlıyor. Ardı ardına telefon konuşmalarına kapılıyorum.

Acı olan o ANIN bizdeki etkileri.SOKAK DAKİ ler ile uzaklarda bir EV de yapılan hazırlıkları karşılaştırıyorum..Kilyosda zaman puslanıyor. Ardından gök gürültüleri ile yağmur başlıyor. Kızımın ve eşinin iyi haberlerini alıyorum rahatlıyorum.Ağzımızın tadını bozanlara ise söyleyecek hiç bir şey bulamadığımı sanıyorsanız aldanıyorsunuz.Bu gün sekiz Nisan 2013

Kilyos 8 nisan 2013

28 Mart 2013 Perşembe

UYANMAK



Hava yağmurlu bu sefer damlalar pencereme vuruyor teker , teker, ardından süzülüyor sıraya girerek akıyor , gidiyorlar.

Sokak tan şakırtılar duyuyorum . Arada caddeden geçen araçların sesini , gece yağmur sesi ile coşkulu  Zamanın içerisinde bir yere gitme telaşındakiler ile evlerinde oturanlar dışında ; sokak da kalanlar,  açlar, alkolikler, sevgisizler, acımasızlar, toklar, kaygısızlar, dertliler, kimlikleri yüzünden dışlanan , ezilenler, kadınlar, erkekler tükenmez bu tanımlar bilirsin, görebilirsin içindesin yaşarsın Uyursam geçer dediğin olmuştur.

Hafta sonu İl dışına gittim. Karlı dağları tepeleri gördüm Dere kenarında durdum akan suyu özlemişim Çağıldamasını dinledim, baharın yeniden uyanışını , çiçeklendiğini gördüm.

Bir telaş bir telaş çiçeklerim açtı meyve sunacağım beni bekleyin, der gibi bahar,ağaçlara çiçeklenecek sin demiş onlarda renklenmişler. Uyanışa geçmişler.

Uyanmak deyince uyumanın uyanmaya sevgisizliği, ya da uyanmanın uyumaya meyli arasında kalmışsan yeniden beklentilerin olduysa hala her gecenin sabahında bedenin deki yavaşlamayı hissederek bağımlı olduğun DÜNYA İNSANLIK ŞURASININ toplantılarına yetişebilme çabanı , eylemlerini , sevgilerini , yapacaklarını hep beraber uyandırdığın için ağırlaşan yükünün tek başına kaldıramayacağını fark ettiğinde duyduğun acı en büyüğüdür. YALNIZ olmak Pat! Küt!

Bir acı haber duyar aniden sarsılırsın. Zamansız son yolculuğuna çıkan tanıdığın insanı, insanları düşünürsün. Ölümün ardından sevenlerinin acısını hissedersin. ORDA DUR! Ne baharın gelişi, ne ağır , ağır yağan yağmurun sesi, ne de yalnız yüklendiğin hayat sana girdiğin şeritte çok kalabalık bir bütünlüğün parçası olduğunu hatırlatır.SUSARSIN.

O bütünlük, büyük bir gürültü ve moloz yığınından ibarettir.MOLA dersin birden

28-Mart- Erenköy

26 Mart 2013 Salı

KELİMELER MASUM DUR



Çok masumdu kelimeler yazıya kavuştuğunda...Ama ya okunmaya başladığında!....

Mağaranın duvarına çizen ilk insanın anlatımları, ne kadar basit di.. Yalın Tasasız. ilk insanın yaşama biçimi buydu . Mağara duvarındakiler, kendini tam ifade etme , göstergesiydi .

Günümüz de  yazılan ve çizilen her bir şey büyük bir gayretin sonucu gibi gözükse de daha kolaycı , kaçamak,  biliyorum ama , söylemem , tarzından öteye geçemiyor. İdeal olan,  var olan zaten Onu anlama çabası Anlaşır  olma,  olmamalı gayretimiz. Kendini anlamalı insan önce! Bir ucu uzamış ,lastik gibi  ucunu kaçırıyorsun o sana geri dönüyor ve suratına da bir şaplak iniveriyor 

Sonsuzluğa gidecek görünüyor, ama köşeden dönülüyor Vazgeçiliyor,  bazen de bu kadar teknoloji kavramının içerisinde kopyalanıyor, pazarlanıyor. Kandırılıyoruz.

Masumiyet , bir başlangıç. Senin başladığın ve bozduğun , bu kavrama saygısızlığın; İnsanı çileden çıkartabilir.Kavram kargaşası , görsel kirlilik,ifade bozuklukları.Bedeli olamaz  bu kirliliğin. Beni suçuna iştirake zorlama.algıda yüksek beyinlerin hafife alınması.ne kadar alaycı bir tavırdır.  Kokuşmaya yüz tutmuş İnsanlık dışı değerlerinin sorumluluğu , vebali,  sana ait dir. Kendi yaptığın a kendin , inanıyor musun?

Kelimeler çileden çıkartabilirler formlar seni bozabilir renkler hatta görmeni engeller ANLAMAZSIN. Bu kirliğin ne kadar içinde olduğunu Sana dayatılan ben yaptım oldu KABİLİNDEN en güzeli de bu zaten denen saçmalıkların nasıl durulacağı da meçhuldür. KENDİLERİNİN MASUMİYETİ BOZULMUŞDUR. Ötekileştirdikleri kadar koruyamadıkları masumiyetlerinin altında ezilmeye mahkumdurlar!...

26-Mart 2013 Erenköy