Kendime geleli yirmidört saat olmadı.Kalktım.Az
şekerli kahvemi yaptım.Her sabah zevk alarak içtiğim,Türk Kahvesi diye adlandırılan
nesne, bildiğimiz çocukken zaman zaman bana da verilen el değirmeninde öğüttüğümüz,
isteğe göre kavrulmuş, hatta mangalda
pişince daha güzel olduğu ispatlanmış, kahve işte.
Günün belirli zamanlarında içtiğim
kahvelerin içerisinde ve her defasında fincanı ters çevirerek tabağının üzerine
kapattığımız kahvenin daha sonra fincanın soğuma sı ile açılarak fincan içerisindeki
şekillerin yorumlanması ile başlayan FAL
ritüelini ayrı tutuyorum.Fala inanma, fal sız kalma söylencelerine katılsamda
bazen o şekillerin anlamlandırılması bana tüm akıllı düşüncelerin dışladığı
mantığın kabul etmediği konuşmaları
sonuçda her zaman bir açıklaması oluyor.Olumlandırıyorum. Aslında, iç
güdüsel hissettiğim şeyler, yada yüreğinin sesi, ne derse o oluyor.Şimdiye kadar edindiğim düstur, hiç bir şeyi zorlamayacaksın.Zaman
ektiğini biçer.Sana sunulmuş bir anlar bütünlüğü var.İstesen de istemesen de
herşeyi fark etmek, yada görmezden gelme
şansın yok. İçindesin.
SEN, yapıyorsun.Yaşıyorsun.
Tüketiyorsun.Ucundan yakaladığın yaşam ipini bazen kaçırıyor hasta oluyor,gelip
geçenleri seyretmekle kalıyorsun.yavaş yavaş acele etmeyi öğrendiğinde ömrünün
üçte ikisi geçmiş oluyor.Tecrübelerin,
bilgi birikimlerin, gözlemlerin, değer yargıların, harmanladığın boyalara kattığın
yüzeylerde yaşam buluyor. Onları sunma gayretine de düşüyorsun.ÇOĞU ZAMAN CANIN
ACIYOR. Gazete ve TV lerde göz gezdirdikten sonra arkana yaslanıp bir fikir
cimnastiği yapıyorsun. Düşünüyorsun. Sonra içtiğin ve kapattığın fincanını açıp,
tüm olumlu yada olumsuz yazılan çizilen herşeye rağmen iç güdülerinle, yüzünde
hafif bir tebessüm takınarak, orada
gördüklerinle HAYATA dair anlaşılır, sevimli, sevecen tanımlarını, KENDİNE VE
YA BİR ARKADAŞINA, ANLATMAYA BAŞLIYORSUN.Kahvenin kırk yıl hatırını saymıyorum.
Kilyos-10 Nisan 2013
Osmanlı zamanında fal baktıracak şahısların her birine farklı bir fincan verilirmiş ve de fala bakacak olan şahsiyet ayrı bir odada oturur ve hangi fincanın kime ait olduğunu bilmezmiş. Fala bakarken de'' şimdi mavi çiçekli fincana bakiyorum'' falan deyip başlarmış anlatmaya...Ne kadar akıllıcaymış ..:)..
YanıtlaSil