10 Nisan 2013 Çarşamba

KAHVE





Kendime geleli yirmidört saat olmadı.Kalktım.Az şekerli kahvemi yaptım.Her sabah zevk alarak içtiğim,Türk Kahvesi diye adlandırılan nesne, bildiğimiz çocukken zaman zaman bana da verilen el değirmeninde öğüttüğümüz, isteğe göre kavrulmuş,  hatta mangalda pişince daha güzel olduğu ispatlanmış, kahve işte.

Günün belirli zamanlarında içtiğim kahvelerin içerisinde ve her defasında fincanı ters çevirerek tabağının üzerine kapattığımız kahvenin daha sonra fincanın soğuma sı ile açılarak fincan içerisindeki şekillerin yorumlanması ile başlayan FAL  ritüelini ayrı tutuyorum.Fala inanma, fal sız kalma söylencelerine katılsamda bazen o şekillerin anlamlandırılması bana tüm akıllı düşüncelerin dışladığı mantığın kabul etmediği konuşmaları  sonuçda her zaman bir açıklaması oluyor.Olumlandırıyorum. Aslında, iç güdüsel  hissettiğim şeyler,  yada yüreğinin sesi,  ne derse o oluyor.Şimdiye kadar edindiğim  düstur, hiç bir şeyi zorlamayacaksın.Zaman ektiğini biçer.Sana sunulmuş bir anlar bütünlüğü var.İstesen de istemesen de herşeyi fark etmek,  yada görmezden gelme şansın yok. İçindesin.

SEN, yapıyorsun.Yaşıyorsun. Tüketiyorsun.Ucundan yakaladığın yaşam ipini bazen kaçırıyor hasta oluyor,gelip geçenleri seyretmekle kalıyorsun.yavaş yavaş acele etmeyi öğrendiğinde ömrünün üçte ikisi  geçmiş oluyor.Tecrübelerin, bilgi birikimlerin, gözlemlerin, değer yargıların, harmanladığın boyalara kattığın yüzeylerde yaşam buluyor. Onları sunma gayretine de düşüyorsun.ÇOĞU ZAMAN CANIN ACIYOR. Gazete ve TV lerde göz gezdirdikten sonra arkana yaslanıp bir fikir cimnastiği yapıyorsun. Düşünüyorsun. Sonra içtiğin ve kapattığın fincanını açıp, tüm olumlu yada olumsuz yazılan çizilen herşeye rağmen iç güdülerinle, yüzünde hafif bir tebessüm takınarak,  orada gördüklerinle HAYATA dair anlaşılır, sevimli, sevecen tanımlarını, KENDİNE VE YA BİR ARKADAŞINA, ANLATMAYA BAŞLIYORSUN.Kahvenin kırk yıl hatırını saymıyorum.

Kilyos-10 Nisan 2013

1 yorum:

  1. Osmanlı zamanında fal baktıracak şahısların her birine farklı bir fincan verilirmiş ve de fala bakacak olan şahsiyet ayrı bir odada oturur ve hangi fincanın kime ait olduğunu bilmezmiş. Fala bakarken de'' şimdi mavi çiçekli fincana bakiyorum'' falan deyip başlarmış anlatmaya...Ne kadar akıllıcaymış ..:)..

    YanıtlaSil